Thursday, May 14, 2015

AH FELEK ZALİM FELEK KİMİNE KAVUN YEDİRDİN KİMİNE KELEK

Bugün internette dolaşırken bu yazı ile karşılaştım ve sonuna geldiğimde hiç kıpırdamadan 

sadece düşünüyordum, ne kadar zaman geçti hatırlamıyorum, kafam hala dalgın… Mutlaka 

sizinle de paylaşmam gerektiğini düşünüyorum….



Bir Hüznün Hikayesi...


   Yaşlı kadın yatağından kalktı.


Sabah ezanının insan ruhuna huzur veren sesi oda içinde yankılanıyordu.


88 yaşından beklenmeyecek bir çeviklikle pencereye doğru yöneldi. Pencereyi açması ile 


birlikte odaya ezan sesi ile birlikte baharın güzel kokusu ve kuş cıvıltıları doluştu.

Penceresinden gözüken Kurtuluş Parkına bakarak yaşlı ciğerlerine sabahın ılık esintisi ile 


doldurdu. Abdestini aldı, sabah namazını kıldı. Mutfağa yöneldi. Çayla birlikte bir iki lokma bir 

şeyler atıştırdı.Oturma odasına yöneldi. Eski bir fiskos masasının yanındaki koltuğuna ilişti.

Masanın üstü çerçeveler ile doluydu. Bir tanesine uzandı, camının üzerinde titreyen parmaklarını 

dolaştırdı.Çerçevenin içindeki fotoğrafta İstiklal madalyalı kara yağız bir adamla, makyajsız 

olmasına rağmen güzelliği göz alan bir kadın birbirlerine bakarak gülümsüyorlardı.


   Yaşlı kadın ‘Günaydın Anne, Günaydın Baba’ dedi. Usulca yerine koyduğu çerçeveye bir 


bakış daha attıktan sonra başka bir çerçeveyi eline aldı.Bu siyah beyaz fotoğrafta da subay 

üniformalı bir adamla bir gelin yan yana duruyorlardı. Yaşlı kadın çerçeveyi titreyen dudaklarla 

öptü. ‘Günaydın Kocacığım’ dedi. Kadın bu çerçeveyi de bıraktıktan sonra üçüncü ve son 

çerçeveye uzandı. Artık gözlerinden yaş damlıyordu. Fotoğraftaki biri erkek diğeri kız çocuklara 

bakıp ‘Günaydın Evlatlarım’ dedi.Tüm çerçevelere kısaca göz atıp ‘Sizleri, hepinizi çok özledim’

 dedi.

  Gözlerinde biriken yaşları sildi. Artık ağlamak için bile yaşlı hissediyordu kendini. Ağır ağır 


doğrulduğu koltuğundan eski telefonuna doğru yöneldi. Ağır ağır numaraları çevirdi. Karşısına 

çıkan adama ‘Bir taksi istiyorum’ dedi ve adresi verdi. Kapısını kilitleyip, apartman 

merdivenlerine yöneldi. Yıllarca çekmediği zorluk kalmamıştı ama şimdi bu merdivenler 

hayatının en büyük engeli olmuştu. Ağır ve dikkatli bir biçimde iniyordu.

  Sabırsızlanan taksi şoförünün çaldığı korna sokağı inletiyordu. ‘Patlama be adam’ dedi. 


Nihayet taksiye binebildi.

’Teyze hoş geldin’ dedi 25-30 yaşlarındaki şoför. ‘Nereye gidiyoruz?’


Kadın kısa bir sessizliğin sonunda ‘Tüm bir gün beni taşırmısın?’ diye sordu.


‘Sana 500 lira veririm.’


Adam küçümser bir gülümseme ile, ‘Mal sahibi benden her gün 500 lira istiyor teyze’ dedi.

Kadın gülümsedi

‘O zaman sana 650 lira vereceğim ne dersin?’

‘Kurtarmaz ama senin güzel hatırını kırmayayım. İlk önce nereye gideceğiz?’

‘Anıtkabir’e’

‘Anıtkabir’e mi?

‘Evet’

‘Tamam teyzeciğim’

‘Yaş kaç teyzeciğim?’

‘Seksen sekiz’

‘Maşallah Allah uzun ömür versin teyzeciğim’

‘Allah sağlıklı mutlu ömür versin oğlum’

‘Haklısın teyzecim’


   Taksi Anıtkabir’in kapısına gelmişti. Şoför ‘Teyzeciğim geldik’ dedi. Dalgın görünen kadın 


‘Evladım burada yardımına ihtiyacım var’ dedi. ‘Benimle gel’ Adam şaşırmıştı. ‘Tabii teyze’ dedi.

 Kuşkulu gözlerle ‘Bizi buraya alırlar mı?’ diye sordu.

O ana kadar dalgın ve yorgun görünen kadın, bir anda irkildi. Gözlerinden ateş fışkırarak ‘Ne 


demek almamak? Sen daha önce hiç gelmedin mi buraya?’ dedi ‘Hayır’

‘Kaç yıldır Ankara’da yaşıyorsun?’

‘Ben Ankaralıyım teyze. Doğma büyüme’

‘Ee o zaman’

‘Ne bileyim bir kez okulla gelmiştik bayramda. Bayram olmayınca burası kapalı sanıyordum ben’

Kadın sinirli bir şekilde kafa salladı.

Şoför utanmıştı. Mozoleye çıkan mermer merdivenlere kadar konuşmadılar. Merdivenlere 


geldiklerinde Şoför kuşkulu bir şekilde

‘Nasıl çıkacaksın Teyze?’ diye sordu.

‘Her ay nasıl çıkıyorsam öyle’

‘Her ay geliyormusun?’

‘Evet’

Uzun bir uğraşla merdivenleri çıktılar. Mozoleye doğru ağır ağır ilerlediler. İçerisi çok serindi. 


Şoför büyük bir azimle yürümeye çalışan kadının koluna girmişti. Kadının nefes alışları 

sıklaşmıştı. Nihayet mozolenin önüne geldiler. Kadın şoförün kolundan ani bir hareketle kurtuldu. 

Çantasını açtı. Tek bir karanfil çıkardı. Mozoleye doğru ilerledi. Çiçeği mozoleye koydu. Şoför 

şaşkınlıkla olayı seyrederken kadının ağzından şu sözlerin döküldüğünü fark etti.

‘Hayatım boyunca sana verdiğim sözü tutmak için çalıştım’. Ağır ağır geriye çekilen kadın ellerini

 açıp Fatiha okumaya başladı. Şoför kısa bir şaşkınlığın ardından ona katıldı. Kadın bir anlık 

suskunluktan sonra, ‘Hadi gidelim’ dedi.

Geldiklerinden çok daha ağır bir şekilde arabaya döndüler. Şoför kadının durumundan 


endişelenmeye başlamıştı.

‘Yoruldun mu Teyze’ dedi.


Kadın sustu.


Bir süre suskunluktan sonra ‘Evet hem de çok yoruldum’ diye cevapladı. Nereye gidiyoruz?’

‘Bankaya’!

Şoför arabasındaki kadının herhangi biri olmadığını anlamıştı. Bu yaşlı kadının Atatürk’e verdiği


 söz ne olabilirdi? En sonunda dayanamadı.

‘Teyzeciğim bir şey sorabilirmiyim?’

‘Sor bakalım evladım’

‘Anıtkabir’de Atatürk’e bir söz verdiğinizi söylemiştiniz. O söz nedir?’

‘Uzun hikaye evladım’

‘Olsun be teyze anlat ne olur’

‘Ben lisedeyken bizim okulumuza gelmişti Atatürk. Beni de ona çiçek vermek için seçmişlerdi. 


Çiçeği verdiğimde bana ismimi sordu. Bende ‘Adalet’ dedim. Bunun üzerine ‘Ne güzel ismin 

varmış’ dedi. ‘Okulu bitirince ne olacaksın’ dedi bana. Hemşire dedim. Oda ‘Güzel meslek ama

 bence sen Hakim ol ismine çok yakışır’ dedi. Ben kadından hakim olmaz ki dedim. Kaşlarını 

çattı, ‘Sen istedikten sonra olur. Senden söz istiyorum hakim olacaksın’ dedi .’

‘Sen ne dedin peki?’

‘Mustafa Kemal emretmiş ne denir? Söz verdim.’

‘Peki olabildin mi Adalet Teyze?’

‘Evet ben Cumhuriyetin ilk kadın hakimlerindenim.’

‘Vay be. Sende ne hikaye varmış Adalet Teyze’

‘Herkesin bir hikayesi vardır evladım. Herkesin hikayesi de kendine göre değerlidir. Eğer 


insanların hikayelerini bilip anlayabilirsen insanlara daha anlayışlı davranabilirsin’ ‘Haklısın 

Adalet Teyze. Bu banka mı gelmek istediğin’?

‘Evet’!

‘Yardım edeyim mi? Bende geleyim mi?’

‘Hayır. Sen burada bekle lütfen.Bu arada adın neydi evladım?’

‘Osman teyzeciğim’

‘Tamam Osman. Beni 45 dakika kadar sonra buradan al olur mu?’

‘Tamam teyzeciğim’!

Adalet hanım bankadan içeri girdi. Osman öğlen saatinin geldiğini 
fark edip yemeğe gitti. 

Yemek boyunca Adalet hanımı düşündü.

‘Kim bilir neler yaşamış, neler görmüştür’ diye düşündü. Tam vaktinde bankanın önündeydi. 

Adalet hanım 15 dakikalık gecikme ile geldi.

‘Hoş geldin Hakim Teyze’

‘Çok uzun zamandır bana Hakim denmemişti.’

‘Hoşuna gitmediyse söylemeyeyim?’

‘Yok aksine hoşuma gitti. Sağol’

‘Nereye gidiyoruz?’

‘Seyranbağlarına’

‘Tabii’

‘Hakim Teyze çok yer gezmişsindir sen’

‘Tüm Anadolu’yu karış karış gezdik rahmetli kocamla’

‘Ne iş yapardı amca?’

‘Subaydı.’

‘Ne zaman vefat etti?’

‘1952' de’

‘Çok olmuş. Gençmiş’

‘Kore savaşında şehit oldu.’

‘Allah rahmet eylesin Hakim teyze’

‘ Sağol’

‘Seyranbağları’na geldik nereye gideceğiz?’

‘Sağa sap. İkinci binanın önünde dur.’

‘Tamam.Buyur Hakim Teyze.Geleyim mi ben’ ‘Yok bekle burada’

Osman beklemeye başladı. Bir ara merak etti. Binanın uzaktan görünen levhasına baktı. 


‘Seyranbağları Kız Yetiştirme Yurdu’ yazısını okudu. Anlam veremedi. ‘Bu kadın burada ne 

yapar ki?’ diye düşündü.

Yarım saat sonra Adalet hanım göründü. Yanında orta yaşlı kibar bir hanım vardı. Adalet hanımı 


arabaya ağır ağır bindirdi. Kadın ‘Adalet Hanım size ne kadar teşekkür etsek azdır. Her zaman 

yanımızdasınız. Kızlarda sizi çok seviyor. Ne olur arayı çok uzatmayın. Yine gelin’ dedi.

Adalet hanım, buğulu gözlerle ‘İnşallah. Kızlara selamımı söyleyin. Bende onları çok seviyorum. Onlara iyi bakın’ dedi.

Araba hareket etti.

‘Nereye Hakim Teyze?’

‘Hemen iki sokak öteye’

Osman iki sokak ötede bu sefer başka bir binanın önüne park etti.


Bu binada da ‘Ankara Seyranbağları Huzurevi’ yazıyordu.

‘Bekle beni’

‘Tabii Hakim Teyze’

Yine 1 saate yakın bir bekleyişin sonunda bu sefer etrafında bir çok yaşlı kadın ve adamla 


çıkageldi Adalet Hanım. Sarılıp öpüştükten sonra oradan ayrıldılar. Osman dikiz aynasından

 Adalet Hanım’ın gözlerinden akan yaşları fark etti.

‘İyi misin Hakim Teyze’

‘İyiyim Osman. Eski dostları görünce insan bir hoş oluyor’

‘Nereye gidiyoruz?’

‘Cebeci Asri Mezarlığına’

‘Tamam’

‘Teyze nerelisin sen?’

‘Aydın Sökeliyim. Babam orada pamuk ekerdi. Annem ev hanımıydı. Sonra Kurtuluş Savaşı 


oldu. Babam savaşa gitti. Söke işgal oldu. Biz dağlara kaçtık annemle. Saklandık dağ 

köylerinde. Savaş bitince Söke’ye döndük. Allah’a Şükür Babam’da sağ salim döndü 

savaştan.’

‘Sonra ne oldu?’

‘Liseye Aydın’a gönderdi babam. Orada Atatürk’le karşılaştım. Sözümü tutmak için İstanbul’a 


gittim. Hukuk fakültesine girdim. Orada rahmetli eşimle karşılaştım. O Harbiye’de okuyordu o

 zaman. Mezun olunca evlendik..’

‘Çocuğunuz var mı?’

‘Bir kızım bir oğlum vardı.’

‘Neredeler şimdi?’

‘Oğlum dışişlerinde çalışıyordu.’

‘Ne güzel’

‘1978′de Fransa’da Ermeniler öldürdüler.’

‘Üzüldüm Hakim Teyze. Başın sağ olsun. O da babası gibi şehit oldu yani’ Evet. Şehit babanın şehit oğlu. Allah kimseye evlat acısı vermesin.’

‘Amin. Ya kızın?’

‘O eşi ve çocukları ile İzmit’te yaşıyordu. Öğretmendi. 1999′da depremde hepsi vefat ettiler.’

‘Allah rahmet eylesin.Boş boğazlığımla üzdüm seni Hakim Teyze kusura bakma’

‘Sanki sormasan aklımdan çıkıyorlar mı evladım.Sen üzülme sağol’

‘Geldik Teyze’

‘Tamam evladım. Al işte paran artık gidebilirsin.’

‘Hakim teyze buradan nasıl döneceksin? Ben seni bekleyeyim eve bırakayım.’

‘Yok beni alacaklar buradan’

‘Hakim Teyze bu para fazla. Kusura bakma ben sana yalan söyledim.


Taksinin sahibi benden 350 lira bekliyor. Affet beni. 350 ‘yi ona veririm. Gerisi kalsın.

Bende para istemem. Bugün senden aldığım hayat dersinin parasal karşılığı yok zaten.’

‘Çocukların var mı?’

‘İki tane ellerinden öperler.’
Taksinin güneşliğinden çocuklarının resimlerini çıkarıp gösterdi.

‘Adları nedir?’

‘Kemal ve Ayşe’

‘Oğlumun adı da Kemaldi.’

Sessizliğin ardından Osman’ın elindeki parayı ittirdi Adalet Hanım..

‘Onlara bir şeyler al benim için. Onları okut. Ama yalansız, dolansız, çok çalışarak helal lokma ile 
büyüt ve okut.

Atatürk’ün bana yaptığı gibi içlerindeki gücü fark etmelerini sağla.

Bir de vatanını, milletini sevmelerini öğütle onlara.’

Osman Adalet Hanımın ellerine sarılıp öptü. Ona iyi evlatlar yetiştireceğine söz verdi.


Adalet hanım mezarlığın kapısından ağır ağır içeri girerken; Osman yaşlı gözlerle onu izliyordu.


Hayatının en büyük dersini kendisi küçücük, yüreği yaşadığı acılara rağmen kocaman ve güçlü 


bu yaşlı kadından almıştı.

Osman arabasını mal sahibine götürmeye karar verdi. Bu gün daha fazla çalışamazdı.

Ertesi gün Ankara’da garip bir yağmur yağıyordu. Sanki gök delinmişti. Osman taksiyi mal 


sahibinden almış, durağa gelmişti.

Çay ocağının yanında duran gazeteyi aldı. İlk sayfadaki haberlere göz gezdirdi.


Siyaset doluydu gazete. Hiç anlamazdı. Sıkılıp adli olayların yer aldığı üçüncü sayfayı açtı. 


Taksiciler arkadaşları ile ilgili kötü haberleri genellikle oradan alırlardı.

Göz gezdirirken bir haber dikkatini çekti:


’Dün gece geç saatlerde Cebeci Asri mezarlığında bulunan cesedin Cumhuriyet tarihinin ilk 


Kadın Hakimlerinden Adalet YILMAZ’a ait olduğu belirlendi. Adalet YILMAZ’ın bulunduğu 

yerdeki mezarların eşine ve oğluna ait olduğu belirlendi. YILMAZ vefat ettiği gün bankadaki tüm

 parasını çektiği, bu parayı ikiye bölerek Seyranbağları’ndaki bir kız yetiştirme yurdu ile bir 

huzurevine bağışladığı belirlendi. Polis, Adalet YILMAZ’ın mezarlığa ölmek için gittiğini 

düşünüyor.’

Osman bir anda sarsıldı. Gözyaşlarına engel olamıyordu. Taksici arkadaşları hiçbir şey 


anlamadılar.

Bir daha da hiç anlatmadı Osman bu yaşadıklarını.

Herkesin tek bildiği Osman’ın bardaktan boşanırcasına yağan yağmur altında

’Gökler bile sana ağlıyor’ diyerek ağladığıydı..

İşte bu günlerde de adalet ağlıyor……



  Daha da içimi parçalıyor Gazze ve İsrailin içinde bulunduğu durum… Kimsenin ses 

çıkarmayışı... Çok görüyorum etrafta ‘İsrail markalı ürünleri sıralayıp almayalım dediklerini…

Mesele o markaları alıp almamak değil ki, mesele bizde, içimizde… Sadece İsrail ürünlerini 

boykot edip ne kadar direnebiliriz? 3 gün mü, 3 ay mı ne kadar?

Ariel marka deterjandan, Adidastan daha kaliteli ayakkabı Canon, Iphone dan çok daha iyi bir 

teknoloji geliştirmediğimiz sürece ne kadar dayanabiliriz? 

  Sürekli girip oradan sesimizi duyurmaya çalıştığımız, boykot ettiğimiz facebook kurucusu Mark

 Zuckerbeng te Yahudi. Hatta windows’un üreticisi, microsoftun sahibi Bill Gates te bir 

Yahudi… 

Adamlar son 100 yılda 104 nobel almış. Bizden kaç Nobel ödülü çıktı ?

İsraili boykot coca colayı almayarak mı olur? Yoksa konsolosluklarını bu ülkeden kovarak mı? 

İmkansız kovamayız demeyin.. Hugo Chaves ABD konsolosluğunu ülkesinden kovmadı mı? 

Demek ki yapılabiliyormuş..

Sonunu, yine araştırırken görüp okuyup çok beğendiğim  yazı ile bitiriyorum….


KAVUN 

İsrail'in geliştirdiği değişik bir tür kavunun tohumunu, bizimki nasılsa alıp getirdi...


Ekti...


Hayal kurdu; yetiştirip tohumluk çekirdeğini satarsa köşeyi dönecek...


Çapasını yaptı, gübresini verdi, suyunu eksik etmedi... Her sabah erkenden gidip baktı, kavun 


çıktı mı?..

Çıktı...


Yapraklarını bile saydı...


Yanına korkuluk yaptı, kendi eski ceketini giydirdi, kasketini taktı


korkuluğa ki tilki, karga yaklaşmasın...


Geceleri kavun hayalleri kurdu...


Altına Mercedes çekecek...




Kavun çiçek açtı...


Sarı sarı...


Birkaç hafta sonra ceviz büyüklüğünde kavun gözüktü...


Sabredemeyip sağa sola zengin olacağını bildirdi, isteyene dünyanın en iyi kavununun tohumluk


çekirdeğini satabileceğini duyurdu...

Oldu nihayet...


Biraz bekledi ki tohumları olgunlaşsın...


Ve o gün geldi, kavunu eve getirdi...


Kesti...


Baktı...


Çekirdeği yok...




İsrail, tohumu olmayan, dünyanın en iyi kavununu yetiştirmişti...


Ki her seferinde tohumu kendisinden alsınlar...

İsrail'de her beş çocuktan dördü teknik eğitimde...


Seçmeli dersleri motor, mekanik, bilgisayar, havacılık, gemicilik,


tasarım, inşaat, tarım, vs...


Bir de sen seçmeli derslerini say istersen...



Yarısı çöl İsrail dünyaya tohum satıyor... Tarım ülkesi Türkiye tohumunu 
dışarıdan (173.9 milyon 

dolara) alıyor...

45.7 tonu İsrail'den...



Savaşta dersen...


Şu anda uçan uçaklarımızın son bakımını İsrail yaptıydı... Pilot oturunca şüpheleniyor zaten, 


yanında sanki gözükmeyen bir İsrailli pilot mu var ne?..

Tankların revizyonunu İsrail yaptı...


İnsansız İsrail uçaklarını daha geçen gün iade ettiler, yedek parça vermediler diye...  


Sen imam yetiştir...


Üfürsün, artık kim uçarsa...




Bu sebeptendir...


Dünyanın en hukuksuz, en haksız, en ahlaksız savaşını sürdüren 
İsrail'in nüfusu 7.5 milyon...

Çevresinde 300 milyon Müslüman...

Ama tümünü pataklıyor...

Kavun meselesidir bu...


Şarkısı da vardır:


"Ah felek zalim felek Kimine kavun yedirdin kimine kelek..."





Sen hep gül çocuk!
Umutların hiç sönmesin...Erişsin her meyve kendi çağında..
Yüreklere acı söz değmesin..
Bulutlar ağlasın ama senin o kocaman yüreğinden bir damla bile süzülmesin...
Sen hep gül!
Ürkek bir serçe gibi eğme başını...Kaldır başını ve dimdik dur...
Bu senin değil, ülkemin ayıbı...
Hırpalanmış yerlerinden öperim çocuk...

Nazım Hikmet

4 comments :

  1. güzel paylaşım, takipteyim, bana da beklerim
    http://meleginhediyeleri.blogspot.com.tr/

    ReplyDelete
  2. Sitenizi çok begendim:-)paylasimlarınız çok hoş:-) takip listeme ekliyorum sizi:-)beni takip ederseniz çok sevinirim:-) http://fatmadenizz.blogspot.com.tr/

    ReplyDelete
  3. güzel bir paylaşım sitenizi takipteyim ben de beklerim sevgiler :)

    ReplyDelete